Facebook Instagram

Dilekalem

​Karnavalın ikinci günü çocuklarındı! Sanki güneşi de çağırmışlardı, ilk günün aksine hava sıcacıktı. Bütün o kostümlerin minicik versiyonlarını düşünün, onları ve daha envai çeşit kostümü giymiş çocuklar sokaklardaydı.

Basel'de Karnaval- Fasnacht Karnavalı'nın İkinci Günü

Karnavalın ikinci günü çocuklarındı! Sanki güneşi de çağırmışlardı, ilk günün aksine hava sıcacıktı. 

Fasnacht Karnavalı’nı ve karnavalın ilk gününü anlattığım yazıma buradan ulaşabilirsiniz; "Basel'de Karnaval- Fasnacht Karnavalı'nın İlk Günü" için tıklayınız.

Bütün o kostümlerin minicik versiyonlarını düşünün, onları ve daha envai çeşit kostümü giymiş çocuklar sokaklardaydı. Kimi aileleriyle izlemeye gelmişti, kimi pusetinde kostümüyle uyuyordu, kimi oyuncak gibi römorklara yayılmış ebeveyni tarafından çekiliyordu, kimi geçenleri babasının omzundan izliyordu. Bir de cliquelerdeki (ekiplerdeki) çocuklar vardı ki bir alemdi, büyük römorkların içinde kostümleriyle büyük bir keyifle ilerliyor ve canlarının istediğine şekerleme, istediğine de konfeti yağdırıyorlardı. Bazı çocuklar da cliqueleri ile bir örnek kostümler giymiş, onlarla birlikte yürüyorlardı. Tabi ki ritim konusunda ekiplerine uymak gibi bir dertleri yoktu, boyunlarındaki trampetlerine içlerinden geldiği gibi vuruyor, bazen dalıp unutuyorlardı. Çocukların neşesi ve serbestliği de eklenince karnaval tam anlamını buldu. O gün eğlence daha geç başladı, programsızdı ve çok ama çok tatlıydı! 

Özel römorkunda bir küçük Waggi

O gün hem şehri gezdik, hem önceki günden çok daha farklı ve çeşitli kostümlerle geçen cliqueleri izledik. Şehri gezerken fark ettim ki hemen hemen tüm mağaza ve dükkanlar da karnavala uygun olarak süslemişti vitrinlerini, kapı ve pencerelerini. Kısacası şehrin her bir unsuru karvanala dahildi. 

Süslenmiş bir pastane
Bir restoranın iç süslemesi
Bir vitrin süslemesi

O gün hem şehrin güzelliğine, hem her unsuruyla paylaşılan neşeye, birlikteliğe, kostümlerin, özellikle çocuk kostümlerinin yaratıcılığına ve çocukların şirinliğine hayran kaldım. Sonradan okuduğum yazılardan birinde Basel’in turizm ofisinin yöneticisi Fasnacht Karnavalı'nı turistler için değil, kendileri için yaptıklarını söylemiş. Bu o kadar net hissediliyordu ki. Ve bence onu daha da değerli kılıyordu. Tüm şehir bu günleri bekliyor, aylarca hazırlanıyor, mesajlarını iletiyor, müziğini çalıyor, eğleniyor ve paylaşıyordu. Ortak bir dilleri vardı ve bu dili yabancıları çekmek, onlara bir şey anlatmak için değil, kendilerini ifade etmek, geleneklerini sürdürmek, o en güzel üç gün dedikleri günleri istedikleri gibi geçirmek için kullanıyorlardı. İster istemez ülkesini düşünür de “Bizde olsa…” ile başlayan cümleler kurar ya insan aklının alt yazılarından; "Ne güzel olur" dedim. Bizim de bir ortak dilimiz olsa, yaşlı, genç, o sokak, bu sokak demeden neşede buluşsak, ortak bir kutlama yapsak... Hayal bu ya, attım tohumunu Ren Nehrine, su taşır dedim, yer altından, üstünden... Bereketlidir, kadimdir toprağımız, elbet çeker, yeşertir… 

Karnavalın ikinci gününden bir kare

Çocuklar çok sevimliydiler ancak sadece onlar değildi o gün dikkatimi çeken, kostümlerini cafelerin önüne yığıp içeride dinlenenleri gördüğümde aralarında ne kadar çok yaşlı olduğunu da fark ettim. Yine “bizde olsa”:) böyle bir şeye katılmayacağını zannettiğim yaşlarda insanlar hem enstrüman çalıp hem uzun yollar yürüyorlardı. Gezdiğim şehirlerde çok dikkatimi çeken bir şey bu, nesiller ilerledikçe, bizler yaşlandıkça ülkemizde de değişmeye başlayacağına inandığım bir şey aynı zamanda. İnsan yaşı bir lanet gibi taşımamalı, deneyimlerini kendine katmalı, hayata katılmalı. Yeri geldiğinde koca bir karga kostümüyle! Bir hayal de yaşlılığımdan olsun; karga olmasa da olur ama hayat dolu olsun! Haydi bunu da uçurdum bulutlara, döner dolaşır yerini bulur başıma yağar nasıl olsa…

Kostümleri ve enstrümanları bırakıp dinleniyorlardı

Karnaval boyunca dikkatimi çeken bir diğer husus da Basel’lilerin eğlence anlayışlarıydı. Kesinlikle bizimkinden biraz farklı! 

Şehir normalde çok sakinmiş, çok erken saatlerde dükkanlar kapanıyor, insanlar evlerine çekiliyormuş. Hatta sessizliği bölmemek için gece 10’dan sonra gürültü çıkarmak yasakmış, çamaşır makinesi çalıştırmak da dahil. O sakinlik içlerine işlemiş olacak ki karnaval boyunca eski ve yeni popüler şarkılar çalan şahane gruplar vardı ama onlara dans ederek, şarkıları bir ağızdan söylerek eşlik eden yoktu. Bizden ve çocuklardan başka! Hatta bir parça bittiğinde gayriihtiyari alkışlamak istediysek de yine yalnız kaldığımızı fark ettik… :) Bu kez cümlemizi “Burada bizdeki coşku olsa…”ya çevirdik, bu cümle de yüzümüzü çocuklara çevirdi ve gülümsetti. Böyle olurdu işte; doğal ve neşeli… Ve eminim şehir sakinlerine göre çok yüksek sesli!

Rathaus'un önü- Marktplatz'da tatlı kalabalık

Karnaval boyunca yerlere çöp atmak serbestti. Konfetiler zaten heryerde yığın halindeydi. Onların arasına, geçen clique'lerden aldığınız şekerlemelerin kaplarını, mandalinaların kabuklarını atmak serbestti. Buna rağmen yerler çöp dolu değildi. Biz serbest olduğunu bilsek de atmak istemedik, çöp kutusu bulana kadar bekledik. Oysa elindeki şeker kabını büyük zevkle yere atan, bununla eğlenen yetişkinler de gördük; biri de yıllardır orada yaşayan arkadaşımızdı. O haliyle bir çocuk gibi sevimliydi çünkü içindeki çocuk çıkmış hünerlerini sergiliyordu! :) Temizliğin de sakinlik gibi içe işlediğini ancak bilince işlenen ile yasakla işlenenin farklı olabileceğini düşündüm o zaman. Ne de olsa o küçük hallerimiz içimizde yaşamaya devam ediyordu. Belki de “yılın en güzel üç günü” demelerinin bir sebebi gürültü, kalabalık, temizlik ve sosyallikte sınırları, engelleri aşmalarıydı… 

Gözlemi, müziği, keyfi bol bu güzel günün sonunda akşam yemeği için hazırdık, dahası bu kez hazırlıklıydık! "Walliser Kanne" isimli restoranda yerel lezzetlerle dolu bir akşam yemeği için rezervasyonumuz vardı. Yollardaki insan trafiğinden vaktinde ulaşamasak da onlar için sorun yoktu çünkü rezervasyonu sadece iki saat için tutuyorlardı. Zira, yemeğimizin üstüne tatlı-kahve seansına  tatlı tatlı geçerken yanımıza gelip bizi bir güzel paket yaptılar, hızlıca yiyip kalkmak zorunda kaldık. Karnaval boyunca böyle işliyormuş restoranlarda süreç. Bir de çoğu normal menüleri yerine karnaval menüsü ile hizmet veriyorlarmış, Walliser Kanne de öyleydi. Görünen o ki o yoğun dönemde daha hızlı ve meşakkatsiz yiyeceklerini tercih etmişlerdi. 

Basel sokaklarında karnaval

Ve gün sonunda Münster Meydanı’na gittik. İki gün boyunca gösterilerini tamamlayan tüm clique'ler, taşıdıkları fenerleri oraya getirmişti. Bu fenerler resim ve yazılarla mesajlarını içeriyordu. Meydanı donatmışlardı ve rengarenk, ışıl ışıl bir açık hava sergisi olmuştu. Burada hepsini bir arada görünce toplumsal ve doğa ilişkilerine yönelik anlatacak bir şeyleri olduğu çok daha net görülüyordu. 

Fasnacht Karnavalı'ndaki kostümlerin ve fenerlerin sembolleri hakkındaki yazım için buraya tıklayınız.

Münster Meydanı'nda fenerlerin sergisi
En öndeki feminizm karşıtı sanırım:)

Yazıların çoğu Almanca’ydı ama arkadaşım Almanca bilmesine rağmen anlamakta güçlük çekiyordu çünkü “Bebbi” dilinde yazılmıştı. Bebbi nedir derseniz; Basel’li, Baselce gibi bir manası var. Dili kendilerine has kullanıyorlar, yumuşatıyorlar, böylece kendilerine has “Bebbi” Almancası yaratmışlar. Öyle ki sokakta yürürken duyduğunuz konuşmaların Almanca olduğunu anlamıyorsunuz, dilin kendine has vurguları, sertliği olmayınca tanıyamıyorsunuz. İşte fenerlerin dili de Basel’de marine edilip yumuşatılmış “Bebbi” Almanca’sı olduğu için ne arkadaşım anladı, ne de ben. Zaten orjinalini kullansalar da anlamayacaktım ama bahanem oldu! :)

Yorgun ayaklarımızı sürüyerek, içlerine dolmuş konfetileri dökerek eve vardığımızda gün Çarşamba’ya dönmek üzereydi; nam-ı diğer “Kül Çarşambası”na. O günün sonunda karnaval bitecek ve Hristiyanların Paskalya ile sonlanacak olan oruç dönemi “Büyük Perhiz” başlayacaktı. Programa göre önceki geçitlerin tekrarı ve kapanış yapılacaktı. O gün tekrar şehri gezip karnavalı izlemektense merkeze biraz uzak kalan, Picasso eserlerinin sergilendiği sanat galerisine gitmeyi tercih ettim. O nedenle o gece eve döndüğümde benim karnavalım bitmişti. Karnavalın sahneleri aklımda, müzikleri kulağımda, tadı damağımdaydı ve gerçekten çok güzeldi!

İlham olsun, aşk olsun,

Dilek


İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK YAZILAR

ETKİNLİK VE DUYURULARDAN HABERDAR OLUN

Etkinlik ve duyurulardan haberdar olmak için lütfen adınızı ve e-mail adresinizi kaydedin.