Facebook Instagram

Dilekalem

​Geçen hafta Basel’de Fasnacht Karnavalı’ndaydım. Basel’lilerin “yılın en güzel üç günü” olarak tanımladıkları karnaval boyunca her yerde çeşit çeşit kostümler, ezgiler ve rengarenk konfetiler vardı.

Basel'de Karnaval- Fasnacht Karnavalı'nın İlk Günü

Geçen hafta Basel’de Fasnacht Karnavalı’ndaydım. Basel’lilerin “yılın en güzel üç günü” olarak tanımladıkları karnaval boyunca her yerde çeşit çeşit kostümler, ezgiler ve rengarenk konfetiler vardı. Şehir ayrı güzel, karnaval ayrı. Bir de karnavalın detayları var ki, çok tatlı! Sembolizm, müzik, eğlence, sosyal gözlem, her şey vardı o üç günümde. Yazalım bakalım neler neler gelmiş benimle beraber ve neler dökülecek klavyeme…Tıpkı karnaval dönüşünde üstümüzden dökülen, hiç bitmeyen konfetiler gibi.

Karnavalın ilk saatlerinde konfetiler yerlerde birikmeye başlamıştı bile

Yakın bir arkadaşım bir kaç ay önce Basel’e taşındı. Konuşurken hep orada beraber bir kaç gün geçirmenin hayalini kuruyorduk. Bir gün bu karnavaldan bahsetti ve hafta içi olduğunu söyledi, bu demekti ki derslerimden geri kalmadan hem arkadaşımı görüp hem karnavala katılabilecektim! Bu fikir kafamdaki düşünce balonunda parlarken hop diye biletimi aldım ve hazırdım! Vakit gelince sabah erkenden havaalanının yolunu tuttum ve Basel’e uçtum…

Basel, İsviçre’nin Almanya ve Fransa’yla sınırdan kesişen bir şehri. Hatta havaalanında “İsviçre girişi” yazısı görünce şaşırdım, “E, nereye girecektim ki başka?” dedim ama havaalanında beni karşılayan arkadaşım, hemen arkamızdaki diğer kapıyı göstererek buradan da Fransa’ya giriliyor dedi! Hatta gelince birşeyler atıştırırız diye pastaneden birşeyler almış, o pastane Fransa’daymış… Dolayısıyla; sınırsız dünya ve dünya vatandaşlığı hayaline banılmış bir Fransız kruvasanı yedim İsviçre’de, ayağımda İstanbul tozuyla…

Karnavalın ilk gününden bir kare

Fasnacht Karnavalı Pazartesi’den Çarşamba’ya üç tam gün sürüyor. Çarşamba'ya "Kül Çarşambası" diyorlar, Hristiyan'ların ritüellerine göre bugünü takip eden gün "Büyük Oruç" başlıyor ve 40 gün sürüyor. Orucun bitiminde de Paskalya kutlanıyor. Bu açıdan Fasnacht bir açıdan baharın yaklaşmakta olduğunun habercisi ve Büyük Oruç öncesinde bir eğlence süreci. Orucun zamanına göre Şubat sonu veya Mart başında gerçekleşiyor, her sene tarihleri önceden duyuruluyor. Pazarı Pazartesi'ye bağlayan gece 4'de tüm şehrin ışıklarının kapatılmasıyla o karanlığın içinde yakılan ateşle başlıyor(muş, ben o kısma denk gelemedim.) ve tüm coşkusuyla Çarşamba gecesine kadar sürüyor.

Pazartesi Basel'e vardığımda karnavalı ve o günün programında olan korteji görmek için sabırsızlanıyordum! Kruvasanları takiben attık kendimizi sokaklara, kar yağıyordu, hava buzzdu! Karnaval programında kortej olacağını yazıyordu, izlemek üzere eski şehir merkezine doğru yürürken kocaman bir balinayla karşılaştık, vurulmuş, plastik atıklar ve naylonlarla dolu denizde bir gemiye bağlanmış… Arkasından koca kafalarıyla suratsız denizciler geliyordu, kendi müziklerini yaparak ve adımlarıyla ritme uyarak. Fasnacht ile sokak başında ilk tanışmamız bütününe dair güzel ipuçları vermişti, daha sonra daha çok örneğini göreceğim gibi karnaval, çoğu politik ve çevresel olmak üzere mesajlar ve göndermeler içeriyordu. Sembolizmler kullanılıyordu, bu da onu sadece eğlenceli değil, etkileyici ve çok daha çekici kılıyordu. 

Kortejde karşılaştığımız balina

Kortej, sanırım kelimenin anlamını öğrendiğim zamandan bu yana canlı canlı tanık olduğum anlamını karşılayan ilk kortejdi. Denizcilerin ardından koca burunlarından suratları zor görünen ponpon kafalı Waggi'ler geçmeye başladı. Bu üç gün boyunca onlardan daha çok görecektim çünkü kendileri Basel’in sembolüymüş, biraz korkunç olmakla beraber kendine has, sanırım biraz da alkolik- kırmızı burnundan mütevellit- otuz iki dişiyle sırıtan bir karakter Waggi. (Fasnacht Karnavalı'nın kostümleri ve sembollerine dair yazımı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.)

Rathaus'un önünde bir Waggi

Eski şehir merkezine doğru yürürken cadde boyunca farklı kostümlerde ekiplerle karşılaşmaya devam ettik. Bu ekiplere “clique” diyorlar, orada böyle anmaktan özdeşleşti, burada da clique olarak bahsedeceğim. Clique’ler benzer kostümleri giyen, trampet ve flüt başta olmak üzere çeşitli enstrümanlar çalarak ilerleyen, onlara ait mesajlarını içeren görsel ve yazıların olduğu dev bir lambayı da birlikte taşıyan ekipler. Bir kısmı çaldıkları müziğin ritmiyle yürüyor, bir kısmı da römorklarda, çekilerek ilerliyor. İşte heryeri konfetiye boğanlar da onlar! Geçerken izleyenlerin üstüne konfetleri yağdırıyorlar, sadece konfeti de değil, şekerleme, meyve, çiçek, karnavala özel minik şişelerde incir likörü, bazen de bir oyuncak. Cadde boyunca hem izlemeye, hem fotoğraflarını çekmeye çalışırken hepsinden nasiplendik, en sevindiğim de kendimi şanslı hissettiren bir plastik oyuncaktı kafama inen!:)

Kortejden çapkın bir karakter :)

Çocuk gibi bir oraya bir buraya bakıp, bir yandan da heyecanla fotoğraflamaya çalışırken eski şehir merkezine ulaştık. Basel Manastırı’na vardık, manastırın önünde Almanya ve İsviçre yapısının tipik örneği sevimli binalarla çevrili güzel bir meydan var; Münster Meydanı. Rotasını tamamlayan cliqueler, mesajlarını içeren lambalarını Münster Meydanı’na bırakıyorlardı. Salı akşamı tamamı burada toplandığında müthiş bir açık hava sergisi oluşmuş oldu. (Salı gününe yani karnavalın ikinci gününe dair yazımı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.)

Münster Meydanı'na çıkarken ay ve yıldızlar ile karşılaştık

Basel Manastırı’nın ardında ise Ren Nehri ve şehrin diğer yakasının izlendiği bir teras var. Buradan benim de eskiden içinde bulunduğum ilaç sektöründen büyük firmaların binaları ve fabrika bacaları görülebiliyor. Bu küçücük şehir için ilaç ve kimya endüstrisinin başkenti bile denilebilir. O nedenle uçakla inerken büyük, dik çatılı binalar ve patchwork gibi yeşil alanlardan oluşan tipik İsviçre kenti manzarasına bir de fabrika bacaları ve dumanlar eklenmişti. Neyse ki içindeyken o kadar sıcaktı ve karnaval boyunca o kadar renkli ve eğlenceliydi ki hiç “sanayi şehri” imajı vermedi.

Basel Manastırı'nın ardındaki terastan manzara

Burada molamızı tamamlayınca her köşe başında yeni bir cliquele karşılaşarak, ritimlerine uyarak, bir yandan da karnımızda ziller çalarak yürümeye devam ettik. Neredeyse biz de dört kişilik bir clique olacaktık bu zillerle ritim tutan zira karnaval boyunca restoranlarda yer bulmak çok zormuş. Katılanlar haftalar önceden rotalarını planlarken mekanları kapatıyormuş, bir de sırf bu üç gün için gelen turistlerle şehir nüfusunun kat be kat üstüne çıktığı için de yer sıkıntısı oluyormuş haliyle… Neyse ki sürekli etrafımızda mandalinalar, muzlar uçuşuyordu da yer ararken açlığımızı dindirdik. İlerleyip az önce manastırın ardındaki terastan gördüğümüz, neredeyse 800 yıllık olduğunu öğrendiğim Mittlerebrücke Köprüsü’nden geçiyoruz. Geçtiğimiz taraf “Klein Basel” olarak anılıyor. Bu taraf eskiden yerliler arasında “lesser” yani “daha düşük” görülür ve öyle anılırmış ancak zamanla çok değişmiş ve şimdi şehrin daha keyifli, popüler mekanlarına ev sahipliği yapıyormuş. Biz de burada gerçekten çok keyifli bir akşam yemeği yedik. Lily’s Restaurant adında Asya mutfağı sunan ferah bir yerdi, biraz ondan biraz bundan derken bir ziyafet çektik, tadı damağımda kaldı. Fonda ise artık kulaklarımıza işlenen geleneksel melodiyi çalan cliquelerin sesleri vardı.

Çıktığımızda hava kararmıştı ve karnaval da başka bir hal almıştı. Dönüş yolumuz daha da eğlenceli geçti çünkü bu kez kortejden farklı olarak kendi müziklerini yapan, bizim de bildiğimiz şarkıları çalan, bateri ve saksafonların da katıldığı cliqueler sokaklardaydı. Kah durup izleyerek, kah bildiğimiz dilde eşlik ederek ilerleyip yorgun ama mutlu bir şekilde günü bitirdik. 

İlham olsun, aşk olsun,

Dilek


İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK YAZILAR

ETKİNLİK VE DUYURULARDAN HABERDAR OLUN

Etkinlik ve duyurulardan haberdar olmak için lütfen adınızı ve e-mail adresinizi kaydedin.