Facebook Instagram

Dilekalem

Evimin önünde bir erik ağacı var. Pencereden her baktığımda göz göze geldiğim, güzelliği karşısında eridiğim, her defasında şükrettiğim. Bana mevsimlerin geçişlerini, şükrü hissetmenin güzelliğini hatırlatan bir güzel erik ağacı.

Bir Güzel Erik Ağacı…

Evimin önünde bir erik ağacı var. Pencereden her baktığımda göz göze geldiğim, güzelliği karşısında eridiğim, her defasında şükrettiğim. Bana mevsimlerin geçişlerini, şükrü hissetmenin güzelliğini hatırlatan bir güzel erik ağacı.
Kışın kar yağdığında dallarında biriktirip tuttu karları. Üstü başı buz tutmuş haliyle, dallarına doldurup tuttuğu karlarla hafifçe selamlıyordu yoldan geçenleri… Karlar eridi, zaman geçti, bahar geldi… Bu kez bembeyaz, saf ve neşeli çiçeklere büründü. Ardına gün batımını da aldığında turuncu tacını takmış, saçları çiçeklerle bezeli bir tanrıça gibiydi sanki. O çiçekler evrildiğinde, yerini meyveye verdiğinde dalları ona tutunma yarışına girmiş yüzlerce erikle doldu… Her mevsim başlı başına bir tablo gibiydi.

Ne var ki bu tabloda insan için yiyecek olan “erik” bazı gözlere daha çekici geliyordu ve o gözlerin maalesef pek ayarı olmasa gerek ki, sahipleri güzelim ağaca çullanıp eriklerini almak istiyordu. Bir merdivenden uzanıp rica edene tüm cömertliğiyle meyvelerini sunacakken ağaç, üstünde ağır bir insanı taşımaya çalışıyordu, dahası sarsılıp yalpalıyordu… Derken gücü yetmedi, kökleri topraktan koptu, gövdesi ikizinden… İkiye ayrılıp yere devrildi.
Ben gördüğümde bu haldeydi. Yere düşen her cana olduğu gibi, içimden koşup kaldırmak geldi, neyse ki yanında yetişkin erkekler vardı, güç birliği yapıp kolaylıkla kaldırabilirlerdi. Ama niyetleri bu değildi! Pür telaş erik toplama peşindelerdi! Torbanın biri gidiyor, biri geliyor, hazır “ayağımıza gelmişken” meyveleri yağmalanıyordu! Seslendim, yardım istedim, çırpındım, önce cevap alamadım, sonra sanki düşmek ağacın suçuymuş gibi düşmanca bir tınıyla “Kesiceksin bunu, bundan bişey olmaz!” cevabıyla karşılaştım… İçim acıdı o görüntüye… Yaşadığımız bir mikro olay, içinde bulunduğumuz çeşitli makro sistemlerde yaşadığımız nice soruna ışık tutuyordu bir kez daha…

Hemen belediyeyi aradım, aldığım ilk soru “Yolu mu kapatıyor?” oldu! Ya gelmezlerse korkusuyla “Yolu da kapatıyor ama bu bir can! Bu canı kurtarmak için yardım istiyorum!” dedim… Kapattığı yol yaya yoluydu, aciliyeti yoktu, ayrıca kimin umrundaydı!..

Üstünde belediye logolu yeleklerle gelenleri görünce çok sevindim. Ama o da ne! Dört koldan elektrikli testerelerini açıp daldılar dallarının arasına, kesmeye başladılar! Bazen insan aynı dili konuşan, dilinden anlayan hiçkimsenin olmadığı bir yerde kalmış gibi hissediyor, evindeyken ıssız… Yine de can hıraş durdurdum, ağacın ölmediğini, köklerinin en azından bir kısmının hala toprakta olduğunu, kuru bir dalın bile toprakta yeşerdiğini anlattım. Ağaçtan, doğa anadan yardım istedim… Ki arkamı döndüğümde zarif ifadeleriyle, barış diliyle savaşıma katılan bir kadın gördüm. O da aynı şeyleri anlattı, benim heyecanımı sükunetiyle dengeledi ve birlikte ağacımızı kesmek yerine doğrultmaya ikna ettik.

Kesilmiş elleri, kolları, dalları yerlerde, meyveleri yağmalanmış, poşetlerde, hırpalanmış ama gururlu ayağa kalktı güzel ağaç. Kendi kesilmiş dallarından bir destek yapıldı, kendine dayanarak, üstünde kalan bir kaç cılız taze dalıyla tekrar ayaklandı.

Ama yaralıydı, kökleri dışarıdaydı, doğrultmak yetmez, desteklenmeliydi, tedavi edilmeliydi.
Tüm heyecanımı ve yardım çağrımı sosyal ağlarda duyurdum. Burada görüp ümidimin kırıldığı profilin aksine tüm kalpleriyle yardıma koşan arkadaşlarım vardı. Bir arkadaşım, uzman bir arkadaşına ulaştı, o bize tedavinin nasıl yapılacağını anlattı, diğer arkadaşlarım dualarıyla, niyetleriyle, takipleriyle destek oldular…

Pazartesi tedavi için yardım peşine düşme itkisiyle uyandım ve günün süprizi ile karşılaştım; hafta sonu belediyeden talep ettiğimiz uzman yardımı geldi! Ağacı tam da tarif edildiği gibi tedavi etti…
Şimdi nekahet döneminde, şaşkın, hüzünlü, bir o kadar şefkat ve güven dolu duruyor köşesinde. Kökleri toprakta, yaraları sarılı, gövdesi bir başka ağaç yoldaşına bağlı. Gözlerim üstünde, her baktığımda şükretmeye, inanmaya ve sevgimi ona akıtmaya devam ediyorum… Sonsuz teşekkürlerle… Bana bu iki günde öyle çok şey anlattı ki; var olmanın savaşını, kendini doğadan ayrı ve ona hakim sanan ama o “hakimlik” sorumluluğunu bile almayan, “can” kavramından uzak olanla, kalbi hiç görmediği, bilmediği bir ağaç için atan, onun için nefesini tutan, yardım için koşturan insanı anlattı. İnsanın iki yüzünü; yapıcı ve yıkıcı potansiyelini… Bir ağacın, hiç dalı kalmasa dahi kendi yapıcı potansiyelini ayakta tutmak için, onu hayatta tutabilmek için yapıcı insanların çalışmasının, bir olmasının anlamını hatırlattı…

Güzel erik ağacı yaşıyor, yaşayacak, meyvelerini de verecek. Onun köklerine güveniyorum, köklerinden bağlandığı toprağa, hayata! Kendi köklerime de güveniyorum; kökten bağlı olduğum canlara, o köklerle bağlandığımız, görebildiğimiz ve bir olabildiğimiz kadar bizi besleyen ve hayat veren doğaya…

İlham olsun, aşk olsun,

Dilek


İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK YAZILAR

ETKİNLİK VE DUYURULARDAN HABERDAR OLUN

Etkinlik ve duyurulardan haberdar olmak için lütfen adınızı ve e-mail adresinizi kaydedin.