Facebook Instagram

Dilekalem

TEB'in "İcat Çıkar" yarışmasında Müşteri Kategorisi birincisi oldum :) İnovatif fikirlerin ve projelerin yarıştığı, 14.700'ün üzerinde başvurunun olduğu bir akıl fikir yarışmasıydı "İcat Çıkar"... Benim için ilginç ve çok yönlü bir süreçti.

Öyleyse; İcat Çıkar!

TEB'in "İcat Çıkar" yarışmasında Müşteri Kategorisi birincisi oldum :) İnovatif fikirlerin ve projelerin yarıştığı, 14.700'ün üzerinde başvurunun olduğu bir akıl fikir yarışmasıydı "İcat Çıkar"... Benim için ilginç ve çok yönlü bir süreçti, bunu anlatmak istiyorum...

Bu yarışmadan ilk kez gelen maille haberdar oldum. Fikir yarışmalarının hep teknolojik girişimlere veya öğrencilere ait bir şey olduğunu düşünürdüm, hiç üstüme alınmazdım, kendi fikirlerim olsa bile kendime saklar, hiç başvurmazdım. Ama bu kez maili görür görmez iç sesim "başvur" dedi. Ama nasıl olur, bankacılıkla ne alakam var, fikrim bile yok derken müşteri kategorisi de olduğunu gördüm, yine de "haddim" olmadığına kanaat getirerek geçiştirdim.

Birkaç gün sonra çalışmak için bilgisayar başına geçtiğim bir zamanda maili tekrar gördüm ve bu kez içimdeki ses daha da güçlüydü... Kendi yolumu bulma ve ilerleme sürecinde kalbimi, sezgilerimi, diğer bir deyişle iç sesimi dinlemenin ne kadar elzem olduğunu öğrendiğim için daha fazla direnmedim ve başvuru ekranını açtım. Ee, peki ne yazacaktım? Konsantre olup düşündüm, bankacılık bilgisi, uzmanlığı beklenmiyordu benden, müşteri olarak deneyimlerime dayanarak inovatif bir fikir sunabilirdim. Hatta bu müthiş bir fırsattı, çünkü "Şöyle olsa daha iyi olmaz mı?", "Bu süreçte zorlanıyorum" vs dediğim şeylere yönelik fikrimi iletme şansıydı. Şikayet edip sürdürmektense değiştirmek, en azından şansını denemek... Hayatın her anında temel aldığım şeyin ta kendisi:) Ben bu hali yakından tanıyorum dedim ve daldım içine, açıkçası TEB müşterisi olarak şikayet ettiğim birşey yok, gayet memnunum, yine de "Daha iyi nasıl olur, ne yapılabilir?" diye sorunca kendi deneyimlerimde zorlandığım birşey aklıma geldi ve "Bu nasıl kolaylaştırılabilir, nasıl geliştirilebilir?" diye sorunca fikir kendiliğinden oluştu, oluşurken klavyeden başvuru formuna döküldü ve başvurdum gitti. Sonra işime baktım, ne başvurumu düşündüm, ne ödülleri, sadece zamanında sezgime ve zihnime güvenip bir fikir geliştirdim, uçup yerini bulması için ipini elimden bıraktım, sonuçtan bağımsızdım :)

Bir kaç ay sonra "Sayın finalistimiz" hitabıyla başlayan bir mail aldım! Bir kaç kez okudum, ardından tebrik telefonu geldi TEB'den, 14.771 başvuru arasında 3 kategoride finalistler seçilmişti ve ben müşteri kategorisindeki finalistlerden biriydim! TEB, Saklıköy'deki tesisinde İnovasyon Kampı düzenliyordu tüm finalistler için, iki tam gün eğitimle inovasyon ve sunum teknikleri üstünde yoğunlaşacak, finalistler arasından ilk 3'ün belirlenmesi için jüriye yapacağımız sunuma hazırlanacaktık... Sadece bunca başvuru arasından fikrimin sıyrılması ve iki tam gün eğitimle ödüllendirilmesi bile yeterdi! Ve gün gelince kampa gittim, öğrenciler, tekno-girişimciler, müşteriler, hepimiz ayrı ilgi alanlarından ve yaş gruplarından insanlardık, normal şartlarda bir araya gelmemiz zordu... Bir aradaydık ve hem eğitimlerden hem de birbirimizden öğreniyorduk. Saklıköy ise şahaneydi, yemyeşil, doğal... Orada bir öğlen yeni açan çiçekler ve patlamaya çalışan tomurcukların arasında yürürken doğada "bana bu yeter, bırakayım yanımdaki açsın, ben açmayayım" diyen çiçek olmadığını, hepsinin kendi yerine zamanına göre kendi yolunda ilerlediğini fark ettim ve aslında var olana sevinirken aynı zamanda fazlası için de ilerleyebileceğimi, rekabet etmenin de akışın bir parçası olduğunu idrak ettim...

Derken sunum günü geldi, tüm finalistler birbirimizi bekleyerek, heyecanı paylaşarak yaptık sunumlarımızı, çıkanlar tüyolar verdi, geride kalanlara cesaret verdi ve hepimiz jüriye fikirlerimizi, projelerimizi sunduk, gün bitti...

Ondan sonra en zoru geldi; beklemek... Ve sonunda, sunumdan yaklaşık bir ay sonra "TEB Akıl Fikir Buluşması ve Yetenek Günü" büyük bir organizasyonla gerçekleşti ve yarışmamızın kazananları da bu organizasyonda açıklandı... Organizasyondaki tüm konuşmacılar birbirinden ufuk açıcıydı, ana tema Beta'ydı; "Dünya Beta'da, Hazır mıyız?"... Program akıp zaman gelince tüm finalistler ödüllerin açıklanması için sahneye çıktık... Çıkarken oğluma sahneye gelmek isteyip istemediğini sordum, gelirim dedi! Ve birlikte sahneye çıktık :) Üçüncü açıklandı, ikinci açıklandı... Biz hala sahnedeydik!.. Birinci açıklanacaaak, kalbim yerinden çıkacaaak... Derken TEB İnsan Kaynakları Direktörü Sayın Nilsen Altıntaş oğlumu işaret etti ve o ödülü almak için yürümeye başladı! :) Adım açıklanmadan emin olamadım ama ödül emin ellerdeydi :) Birinci olmuştum ve oğlum sahneyi tüm jüriyle paylaşarak, yüzlerce izleyicinin alkışları ve ıslıkları arasında TEB Genel Müdürü Sayın Ümit Leblebici'nin elinden ödülümü alıyordu! :) Hatta kucağından :) Sadece kahkahalar attım, tüm varlığımla sevindim, her hücremle şükrettim! Oğlum bu tezahürata sahnede zıplayarak cevap verdi, ben de onunla dans ederek! :)

Dünya Beta'daydı, bunun için en güzel rehberimiz çocuklardı... Anne olduğunuzda sürekli inovasyonla karşı karşıyaydınız ve sürekli sürümünüzü yenilemeniz gerekiyordu! Dünya sürekli ve hızla evriliyordu, bu hızlı evrim çağına uyumlanarak evrimleşmek gerekiyordu... Ben de bir anneyim, radikal bir kararla hayatını yenilemiş, kendi işini sıfırdan, kendinden üreten biriyim, eski mesleğimde en çok çözüm üretmeye odaklanmış, okuduğu okullarda en çok proses geliştirme ve insan kaynaklarını sevmiş, yeni mesleğini ve hayatını "insan hayatı nasıl daha iyi olur, hayat kalitesi, hayat deneyimi nasıl geliştirilebilir" üzerine kurmuş, insan kaynağına ve varoluşun çok boyutlu muazzam doğasına inanan, her birimizin bunun içinde gelişime odaklanarak kendi sürümlerimizi yükseltme ve hayatta yükselme potansiyelimize inanan biriyim! Ve bu güzel süreç bana bir kez daha doğru yolda olduğumu hatırlattı, sezgilerimi dinlemeyi, "Nasıl daha iyi olur?" diye bakmayı, söz hakkımı kullanmayı, yapabileceğimin en iyisini yapıp gerisini bırakmayı... Dahası rekabet etmeyi, dostlukla rekabetin bir arada ne kadar doğal ilerleyebileceğini... Bir anne olarak oğluma verebileceğim belki de en kıymetli şeyin "betada kalan, inanan ve ulaşan" bir profil, örnek olabileceğini, mutluluğu onunla ve oradaki yüzlerce insanla paylaşmanın ve onun bakışıyla yaşamanın paha biçilemez olduğunu gösterdi...

Teşekkürler TEB, burada yazdığım ve yazamadığım bir çok güzel an, anı ve öğretiyi kazandırdığın için! Ve teşekkürler oğlum; bana ruhumun yolunu takip etmeyi öğrettiğin için!

İlham olsun, aşk olsun,
Dilek


İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK YAZILAR

ETKİNLİK VE DUYURULARDAN HABERDAR OLUN

Etkinlik ve duyurulardan haberdar olmak için lütfen adınızı ve e-mail adresinizi kaydedin.