Facebook Instagram

Dilekalem

Yakın zamanda yakın bir arkadaşımla “şans”ı konuştuk, o şansa inandığını söyledi. Ben de inanıyorum! Ne var ki her inanç gibi yollarımız ve tanımlarımız farklı...

Şans

Yakın zamanda yakın bir arkadaşımla “şans”ı konuştuk, o şansa inandığını söyledi. Ben de inanıyorum! Ne var ki her inanç gibi yollarımız ve tanımlarımız farklı. O şansın, rastgele birşey olduğuna, bazı insanlara ait olduğuna, bazılarına ise uğramadığına inanıyor. Ben ise şansın her insanın hayatında parlayıp sönen yıldızlar gibi hep var olduğuna, o ana, hale, seçimlere, gereksinimlere bağlı parladığına inanıyorum. Yine burada da tanımlar ve referanslar önemli, hiç piyango kazanmamış biri referansı “şans” oyunlarından alırsa kendini şanslı tanımlayamaz ama aslında hayatında başka referanslara göre bir çok büyük şansı vardır. Tabi referans ve kıyas her zaman işleri şaşırtır, gözleri şaşılaştırır, o yüzden burayı hızlı geçelim:)

Konuşurken aklıma kısa süre önce yaşadığım bir şey geldi. Ne kadar şanslı olduğumu düşünüp havalara uçmuştum, şükretmiştim. Oysa ardında şanssızlık olarak tanımlanabilecek bir durum vardı, onu hiç fark etmemiştim! Fark etmeyerek de iyi etmiştim çünkü fark edip şanssızlık tanımına koysaydım o kalıpta donar kalırdı durum, tabi ben de…

Hikayeye gelirsek; Nisan ayında Wellbeing Festivali için Londra’ya gittim. Gitmeden önce telefonuma konuşma, internet vs içeren uygun bir paket aldım. Özellikle internete dikkat ettim çünkü yolumu yönümü onunla buluyorum! Londra’ya vardıktan sonra ne kadar uğraşsam da internetim çalışmadı, paket dışı vs denedim, olmadı. Firmaya ulaşmaya çalıştım, ulaşamadım. Ne yaptıysam internet kullanamadım. Bu arada beklendiği gibi yanlış otobüse bindim, ters yöne gittim, çeşitli kaybolma teknikleriyle (ki uzmanıyımdır!) bir güzel yolumu uzattım, saatler kaybettim. Elimde bavulumla, yoğun yağışın altında… Kalacağım yere vardığımda tepeden tırnağa ıslanmış, karnı çook acıkmış, ayaklarına kara sular inmiş haldeydim, ki üstüne bir de dolu bastırdı! :) Doluyu gördüğümde ben içeri girdikten sonra bastırdığı için teşekkür ettim, şanslıydım:) Biraz dinince dışarı çıktım, köşedeki pizzacıya yerleşip karnımı bir güzel doyurayım diye, derken bir daha bastırdı dolu, o kısacık yol uzadı. Bu kez elimde şemsiyem vardı, gideceğim yer yakındı ve nasıl olsa kuruyacaktım, bu da keyfin bi parçasıydı, şans saydım.

Karnımı doyurduktan sonra hava da açtı, modum gayet yüksek bir şekilde sokaklarda dolanırken kullandığım telefon şebekesinin bayisine rastladım, içeri daldım. Görevliye durumu anlattım, Türkiye’deki paketlerle farklı olduğu için durumu anlamadı, telefonuma baktı, menüm Türkçe, onu da anlamadı derken, “Arkadaşım Türk, ona sor” dedi! :D Rastgele girdiğim ara sokaktaki küçücük bayide iki çalışan vardı ve biri Türk’tü! Ayarlarda sorun varmış, hemen çözdü! Çıktığımda şansıma şükrediyordum!

İşte arkadaşımla konuşurken aslında bu hikayenin içinde şansın benim algımla, bakışımla şekillendiğini fark ettim. Basit örnekler çok daha büyük ve derin deneyimlere fener tutar. Bu fener ışığında benim gördüğüm; mümkün olduğu kadar sabitleyici tanımlara takılmamak, akmak… Modunu, frekansını, enerjini, ne dersen de işte onu yüksek tuttuğunda şans yıldızının parladığını fark etmek. Parladığını fark ettikçe daha çok parlamasına ilham verdiğini bilmek ;)

İlham olsun, aşk olsun,
Şansınız bol olsun…

Dilek

Not: Olumsuzlukların da bir ömrü var, takılıp kalmazsan dolu da geçiyor, bulutlar da çekiliyor, yeniden gün doğuyor! Fotoğraf o günden… Gün doğduğunda yeniden;)


İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK YAZILAR

ETKİNLİK VE DUYURULARDAN HABERDAR OLUN

Etkinlik ve duyurulardan haberdar olmak için lütfen adınızı ve e-mail adresinizi kaydedin.