Facebook Instagram

Dilekalem

Kahvaltısına balla kalp çizen ve sevgimi kattım diyen oğlumun izinden, ailece yaptığımız Viyana seyahatimizin üzerine bir kalp çizdik. Sevgi katılan herşeyin güzelleştiğini bir kez daha deneyimledik...

Üstüne Kalp Çizdiğimiz Viyana Seyahati


Viyana’ya bir küçük kış tatiline gittik. Noel baba’ya bakıp çıktık ama kendisine rastlayamadık. ( Dönerken uçaktaki dergide noel baba kostümlü birini görünce Kutay “Aaa, tabi göremeyiz Noel Baba’yı, Viyana’da değilmiş ki!” dedi:) Bu arada dergideki fotoğraf da Marmaris’tendi! Bilseydik taa oralara gitmezdik :) )

Gelelim seyahatimize… Sanırım seyahatler kadar öncesindeki heyecanı, hazırlığı da güzel. Yolculuktan bir önceki gün gerekli şeyleri aldık, hazırlandık. Gerekli şeyler derken, gideceğimiz evi süslemek için süsler de aldık! Kutay doğduğundan beri gittiğimiz yerlerde otel yerine evde kalıyoruz. Buna önce o bebekken, kolaylık olsun diye başladık, gittikçe alıştık. Zaten turistik köşeleri, en bilindik ve artık fabrikasyona bağlamış restoranları, cafeleri yerine o şehri yerlisi gibi deneyimlemek, sabah metroya işe gidenlerle birlikte binmek, sokakların arasında gezinip günü serseri ayakların yönlendirmesine izin vermek, bit pazarlarına girmek, dilini bilmesen de sahaflarını gezmek çok daha güzel geliyor bize. Herkesin beklentisi farklıdır ya, bizim seyahatten beklentimiz de bu aslında; “yerliyi oynamak” :) İşte ev kiralamak da tam da buna hizmet ediyor. Şehrin genelde “old town” (eski şehir) olarak geçen bölgesinde bir yer buluyoruz, kendi kriterlerimize göre. Alışveriş caddesini de içeren turistik bölgesini genelde tercih etmiyoruz, hani her şehrin bir “İstiklal Caddesi” vardır ya, işte oradan uzak duruyoruz, çünkü o turistik havanın içinde şehrin ruhunu duyamıyoruz. Bir olmazsa olmazımız da kahvaltı olduğu ve kahvaltıyı da kruvasan veya tost ile yapmak bize sadece “geçiştirmek” geldiği için kahvaltıyı da evde yapıyoruz. Zaten ailece yabancısı olduğumuz bir şehirde market alışverişi yapmayı da seviyoruz! İlginç ama bunu sevdiğimiz için antika olduğumuzu sanırdım, tesadüfen yurt dışında market gezmeyi seven çok insanla karşılaştım, yalnız olmadığımızı anladım!:) Ne diyordum; marketi gezip kahvaltılık alıyoruz, oradan bulamayacaklarımızı da yanımızda götürüyoruz, her gün kendimize bir mini kahvaltı ziyafeti çekiyoruz. Böylece o şehrin otantik havasına biraz da kendi otantik hallerimizi katıyoruz, harmanlıyoruz… 

Bu kez Viyana’ya giderken bir de gezi sebebimiz o ışıl ışıl süslü halini, noel pazarlarını, heyecanını görmek olduğu için evi de süslemek istedik, kahvaltı masamızın çevresine asmak için bir kaç süs aldık. Orada geçirdiğimiz ilk günün akşamında Kutay uyuyakaldığı için, sabah süsleri asıp ona süpriz yaptık. Uyku açılma sürecinin tipik huysuzluğundan gayrı ufak çaplı bir fırça yediysek de sonra yerini mutlu bir sabaha bıraktı, kahvaltıya başladık… 

“Bakın, kahvaltıya sevgimi kattım.” dedi biz ilk lokmalarımızı yerken. Bir baktık, hazırladığım yulaf lapasının üstüne balla kalp çizmiş!:) Sonra içine bir de nokta kondurdu baldan, o da kalbinde olan insanların noktasıymış, biz de varmışız… :) İşte o an süsler veya ışıklar söndü, sevginin ifadesi güzelleştirdi anı… Küçük bir kesitti ama çok şey anlattı.

Gerçekten de bir şeyin içine sevgini kattığında o şey güzelleşiyor. Ne olursa olsun; ister bir kahvaltı, ister bir seyahat, ister o an yapmak zorunda olduğun bir iş. Sevgi katıldığında ışıldamaya başlıyor. Aslında buraya kadar anlattıklarımın da bundan ibaret olduğunu anladım. Kahvaltıyı sevdiğimiz, market gezmesini sevdiğimiz için o anılar bizim için güzelleşiyordu. Belki çok yıldızlı bir otelde kalsak ve açık büfesinden yesek aynı şeyleri yiyecektik ama bu kadar sevimli gelmeyecekti. Bir başka olasılıkta da o çok yıldızlı otelde kalacak bütçeyi cebimize koymadığımız için huysuzlaşabilirdik ama aslolan o değildi ve farkındaydık. Aslolan sevdiğini yapmak, yapabildiğine sevgini katmak… Sevgiyi hissedebilecek kadar kalbini açık ve temiz tutabilmek… Yaşadığını istekle, sevgiyle süsleyebilmek, farkında olabilmek… Şükredebilmek, evet belki de en çok bu… 

Çünkü her şeyin bir karanlığı, bir aydınlığı var. Hepsinin de bir sebebi; bilmek zorunda değiliz, hepsine de aklımız ermez zaten… Böyle bakınca Viyana ilk gün gerçekten soğuktu, sonra gittikçe ısındı. Son gün hariç hep yağmur yağdı, hatta çoğu zaman sağanak yaptı. Orada giymek için aldığım botlarımı değil, hatırası olan eski botlarımı giymiştim, su aldı. Mutlaka gidelim dediğimiz yerlerde çok sıra vardı, çok açlığımıza denk geldi, karnımızın gurultusunu dinleyip ilk beğendiğimiz yere oturduk, her yediğimiz içtiğimiz de güzel geldi… Bir nevi gelişmiş lunapark olan Prater’e yakın bir yerde kaldık, çocuklu aile olarak önceliğimizdi lakin açılış saatini google’da farklı yazmışlar, gittiğimizde kapı duvar bulduk, sonra da programımıza dahil edemedik. Buz patenine heves ettik ama düşenleri ve yanlarından uçarcasına geçenleri görünce cesaret edemedik. Kafamızı çevirdik, her yer gerçekten ışıl ışıl, rüya gibiydi. Ağaçlar, çörek ve süs eşyası dolu ahşap standlarla dolu pazarlar… Hatta ilk gün o ışıklı pazarda yerler de pofuduk kardı. Biz o hali gördükten sonra yağmurlar başladı. Ah o yağmur bir peşimizi bırakmadı, belki de bizi kapalı yerlerde yakaladığımız güzelliklere doğru kovaladı. Sayesinde çok güzel iki pasaja sığındık, sığınmışken tanıştık. Kendi kendimize şarkı söyleyip dans ettik hatta içinde. Üç de müze gezdik, biri hiç hesapta yoktu bile… Kısacası, içinde her tat vardı, hayat gibi. Mükemmel değildi ama güzel olması için mükemmel olması gerekmezdi. Biraz biz süsledik, biraz bakışımızı güzelliklere çevirdik, gerisini de bıraktık, bizi taşıdı :) Ve yine oğlumuzdan bir şey öğrendik; 

Sevgini katıp sana sunulanı ballandırmayı…

İlham olsun, aşk olsun, 

Dilek


İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK YAZILAR

ETKİNLİK VE DUYURULARDAN HABERDAR OLUN

Etkinlik ve duyurulardan haberdar olmak için lütfen adınızı ve e-mail adresinizi kaydedin.